Güncel Makalelerimiz

Zamanaşımı... 21-02-25

İdarenin Deprem Nedeniyle Doğan Sorumluluğu

Giriş
Kamu gücünü elinde bulunduran idarenin eylem ve işlemlerinden sorumlu olduğu şüphesiz olup bu sorumluluk temelini Anayasadan almaktadır. Anayasanın 125’inci maddesinin birinci fıkrası; “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” Şeklinde düzenlenmiş olup aynı maddenin son fıkrasında “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” Hükmüyle idarenin işlem ve eylemlerinden dolayı zarar gören bireylerin zararlarının idare tarafından tazmin edileceği belirtilmiştir. 
Ülkemiz bir deprem ülkesi olarak tarihi boyunca sayısız depreme şahit olmuş ve birçok kez deprem felaketinin can alıcı sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Depremin engellenmesi mümkün olmamakla birlikte yıkıcı etkilerinin idareler tarafından alınacak tedbirlerle giderilmesi mümkün olup bu husus idarenin sorumluluğundadır. 
İdarenin deprem nedeniyle doğan sorumluluğunu idarenin kusurlu sorumluluğu (hizmet kusuru) ve kusursuz sorumluluğu olarak iki başlıkla değerlendirmek gerekmektedir.
İdarenin Hizmet Kusuru
Hizmet kusuru; hizmetin kuruluşu ve işleyişinde ortaya çıkan kusur ifade etmekte olup hizmetin geç işlemesi, gereği gibi işlememesi yani kötü işlemesi veya hiç işlememesi halinde idarenin kusurunun bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Meydana gelen deprem olayında idarenin kusurunun bulunup bulunmadığı idarenin depremden önce ve depremden sonraki yükümlülüklerine ve yükümlülükleri yerine getirip getirmediğine göre her somut olay bakımından kendi içinde değerlendirilecektir. Depremi önleme ve deprem sonrası etkili müdahale için İdarenin görevleri kanunlarda düzenlenmemiş olsa da yargı içtihatlarıyla belirlenmiştir. Danıştay’ın 1999 depremi sonrasında verdiği Danıştay 10.Daire, 28.05.2007, Esas: 2005/9126, Karar: 2007/3069 sayılı kararında bu görevler, 
Planlama, 
İş birliği, 
Denetim 
İdari işlemler 
Başlıkları altında detaylandırılmış ve geniş bir kapsamda açıklanmıştır. 
Buna göre; afetlerin önlenmesi ve zararların azaltılması amacıyla alınması gereken tedbirleri araştırmak, bu konudaki temel hedef ve politikaları belirlemek, ülke içindeki bilimsel, teknik ve idari çalışmaları koordine etmek, ortak sonuçları tüzük, yönetmelik, talimat ve eğitim yoluyla uygulamaya aktarmak ve denetlemek, afet zararlarının azaltılması amacıyla ulusal ve uluslararası işbirliği, proje ve programları oluşturmak, elde edilen sonuçları uygulamaya aktarmak, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı veya ikamet için yasaklanmış afet bölgelerini tespit ve ilan etmek, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini ve projelendirme esaslarını tespit etmek, depremleri ve etkilerini incelemek, elde edilen sonuçlara göre deprem katalogları ve ülkenin deprem haritalarını hazırlamak ve geliştirmek ve depremlerden dolayı hasar görmüş yapıların takviye ve onarım yöntemleriyle ilgili çalışmalar yapmak devletin görev, yetki ve sorumluluklarından olup idare bu görevleri yerine getirmemekten yahut gereği gibi ve vaktinde yerine getirmemesinden doğan zararlardan sorumludur.
İdarenin kusursuz sorumluluğu:
İdare hukukunda aslolan kusurlu sorumluluk hali olup kusursuz sorumluluk istisnai ve ikincil niteliktedir. Kusursuz sorumluluk hali temelini sosyal devlet ilkesinden almakta olup idarenin hiçbir kusuru olmasa dahi depremden dolayı oluşan zararı sosyal devlet ilkesi gereği karşılaması gerektiği görüşü savunulmaktadır. 
Meydana gelen bir depremin etkilerini ortadan kaldırmak ve normal bir hayat standardına tekrar ulaşmak vatandaşın gücünü aşmakla birlikte bu görev devletin görevidir. Sosyal devlet ilkesi gereği devlet depremzedelerin yaşadığı acıların dindirilmesi adına cezai ve hukuki sorumluluk mekanizmalarıyla anılan görevini yerine getirmek yükümlülüğü altındadır.
İdarenin sorumluluğunu azaltan veya ortadan kaldıran haller:
Mücbir sebep
Beklenmeyen hal
Zarar görenin veya üçüncü kişinin kusuru 
Mücbir Sebep, “kökeni, doğal, sosyal ve hukuki olması itibariyle failin dışında kalan, fail tarafından önlenme olanağı bulunmayan, önceden takdir ve tahmin edilemeyen olaylar” şeklinde tanımlanmakta olup depremin mücbir sebep açısından değerlendirilmesi her somut olayda değişmektedir. Ancak deprem kuşağında yer alan bir bölgede yürütülen faaliyetlerde idarenin depreme karşı hazırlıklı olması beklenmekte olup idare bu konuda gerekli çalışmaları, araştırmaları, kontrolleri, denetlemeleri yapmadığı takdirde mücbir sebebe dayanarak sorumluluktan kurtulamayacaktır.
Beklenmeyen hal, mücbir sebebe benzer olarak öngörülemeyen ve önlenemeyen bir haldir. Ancak mücbir sebepten farkı idari faaliyetin içinde gerçekleşmesidir. Beklenmeyen hal, idarenin kusurlu sorumluluğunu kaldırırken koşulları varsa idarenin kusursuz sorumluluğuna gidilebilir.
Zarar görenin veya üçüncü kişinin kusuru, depremin yıkıcı etkilerine neden olmuş veya etkilerini artırmışsa somut olaya göre idarenin sorumluluğu azalacağı gibi tamamen ortadan da kalkabilecektir.
Sayılan haller İdarenin sorumluluğunu bazı durumlarda azaltırken bazı durumlarda tamamen ortadan kaldırabilir. Bu nedenle bu hallerin idarenin sorumluluğuna etkisi her somut olay bazında kendi içinde değerlendirilmelidir. 
Uğranılan Zararın Dava Yolu ile Tazmini
İdarenin sorumluluğu nedeniyle zarara uğranılması durumunda açılacak olan dava tam yargı davası olup davanın esasları İYUK 13. Madde’de “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. 
Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”  
Şeklinde düzenlenmiş olup maddeye göre, dava açmadan önce deprem öncesi yahut sonrası sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmeyen idareler tespit edilerek oluşan zararın giderilmesi için idarelere başvuru zorunluluğu bulunmaktadır. Bu husus dava şartı olup idarenin talebi reddetmesi ya da 30 gün içinde talebe cevap vermemesi halinde 60 gün içinde İdare Mahkemelerinde tam yargı davası açılması gerekmektedir.
Sonuç
Deprem kuşağında yer alan ülkemiz yıllarca sayısız depreme maruz kalmış ve deprem artık ülkemizin bir gerçeği haline gelmiştir. Bu hususun idareler daha geniş ifadeyle devlet tarafından gözetilmesi ve gerekli önlemlerin alınması devletin en önemli yükümlülüklerinden biri olup bu yükümlülüklerin gereği gibi yerine getirilmemesi büyün kayıplara yol açmıştır. Bu nedenle devletin meydana gelen deprem nedeniyle sorumlu olduğunun ve depremden dolayı oluşan zararların tazminini sağlaması gerekliliğinin kabulü gerekmekte olup yukarıda da belirttiğimiz üzere sorumluluğun her somut olaya göre değerlendirilmesi hususu da hakkaniyet gerekliliğidir.

Av. Nazlıcan BAYAROĞLU