Güncel Makalelerimiz

Zamanaşımı... 21-02-25

Ceza Yargılaması Kapsamında Zararın Giderilmesi Ve Tazminat Sorunu

Türk hukukunda suç işlenmesine karşın ilgili suçtan doğan zararın giderilmesine ilişkin gerek TCK gerekse diğer kanunlarda düzenlemeler bulunmaktadır. İrdelenmesi gereken ilk husus ceza yargılamasında “zarar” kavramının kimleri kapsadığı ve kimlerin zararının tazminini isteyebileceğidir. Mağdur ve suçtan zarar gören kavramları bu noktada birbiri ile karıştırılan kavramlar olup bilinenin aksine aynı anlama gelmemektedirler. 


Mağdur, suçun maddi unsurlarından biri olup suçun üzerinde işlendiği gerçek kişidir. Suçtan zarar gören ise tüzel kişilik de olabileceği gibi her zaman mağdurun kendisi olmak zorunda değildir.Suçtan zarar gören, doğrudan veyahut dolaylı olarak hakları ve menfaatleri ihlal edilen gerçek veya tüzel kişi olabileceğinden ceza yargılaması kapsamında zarar tazmini isteme hakkına da sahiptirler.


Ceza Muhakemesi Kanunu madde 253 uzlaşma kavramını düzenlemiştir. CMK madde 253 hükmüne göre, cinsel dokunulmazlığa ve etkin pişmanlık hükümlerine tabi suçlar hariç olmak üzere soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi suçlarda ve şikayete bağlı olup olmaksızın TCK’da uzlaşmaya tabi sayılan suçlarda uzlaşma hükümleri uygulanacaktır.
Uzlaşma müessesesi kapsamında amaç suçtan zarar gören gerçek veyahut tüzel kişinin zararının tamamı veya bir kısmının fail tarafından karşılanmasıdır. Fail, suçtan zarar gören kişinin zararını tek seferde karşıladığında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilecektir. Ancak edimin yerine getirilmesinin takside bağlanması veyahut ileri bir tarihe ertelenmesi durumunda kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilecektir. Edimin yerine getirilmemesi söz konusu olduğunda ise ilgili uzlaşma belgesi İcra ve İflas Kanunu madde 38’de yazılı ilam mahiyetine haiz belgelerden olacaktır ve icra takibine konu edilebilecektir.
Uzlaşma kapsamında gerek yerel mahkemeler gerek Yargıtay kararları doğrultusunda ortaya çıkan asıl sorun ceza yargılamasında gerçekleşen uzlaşma sonucunda diğer yargı mercii kararlarının da etkilenmesi ve tazminat davası açılamayacağı düşüncesidir. Bu duruma CMK’nın 253.maddesinin 19 numaralı fıkrasında geçen “Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır.” Cümle sebebiyet vermektedir. İlgili düzenleme Yargıtay kararlarına da yansımıştır. Örnek vermek gerekirse Yargıtay 4. Hukuk Dairesi  2021/11697 E.,2022/5822 K. Sayılı kararında “Tüm bu nedenlerle uzlaşma tutanağı incelendiğinde, davaya konu trafik kazası nedeniyle uzlaşma teklifinin davacı ile sürücü ... arasında 300,00 TL karşılığında, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmadan uzlaşmayı kabul ettikleri dikkate alınarak soruşturmanın bu şekilde sonuçlandırılmasını talep ettiği anlaşılmakla, uzlaşma tutanağının ilam mahiyetinde olduğu ve uzlaşmanın sağlandığı, tutanağının aksinin de aynı kuvvetteki delillerle ispat edilemediği anlaşılmasına göre, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamayacağının kabulü ile davacının tazminat talebinin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle talebin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.” Şeklinde gerekçe gösterilerek ilgili suç nedeniyle tazminat davası açılamayacağı yönünde karar verilmiştir. Ancak bu karara katılmamaktayız. Kişinin sırf ceza yargılamasında uzlaşmış olması sebebiyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunamayacağı yönündeki kabul kişinin haklarını sınırlar ve ihlal eder niteliktedir.


Bir başka Yargıtay kararında Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/10502 E.,2022/4081 K. Sayılı karar “14/05/2015 tarihinde kazanın gerçekleştiği, davacının yaralandığı dosya kapsamıyla sabittir. Olaya ilişkin olarak açılan Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/1518 Soruşturma sayılı dosyasında Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair karar verildiği, Savcılık tarafından Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 253. maddesi kapsamında, uzlaştırmanın sağlandığı bu sebeple Cumhuriyet Başsavcılığınca da uzlaşma nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği görülmüştür…253/19. bendine göre ise "... Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır." hükmü yer almakta olup,anılan Kanun maddesinin 253/19. bendine göre uzlaşmanın sağlanması halinde soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz, açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Bu yasal düzenleme ışığında da uzlaşma tutanağı düzenlenmekle davalının tazminat davası açma hakkı bulunmamaktadır. Uzlaşma tutanağı da ilam mahiyetinde olacağından aksinin aynı kuvvetteki belge ile ispatlanması gerekir.


Tüm bu nedenlerle 26/03/2019 tarihli uzlaşma tutanağı incelendiğinde, davaya konu trafik kazası nedeniyle uzlaşma teklifinin davacı tarafından kabul edildiği, soruşturmanın bu şekilde sonuçlandırılmasını talep ettiği anlaşılmakla, uzlaşma tutanağının ilam mahiyetinde olduğu ve uzlaşmanın sağlandığı, tutanağının aksinin de aynı kuvvetteki delillerle ispat edilemediğinin anlaşılmasına göre, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamayacağının kabulü ile davacının tazminat talebinin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle talebin kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.” Şeklinde karar verilmiştir. Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin ilgili kararı da Ceza Muhakemesi Kanunu 253.maddenin 19.fıkrasını temel alarak maddi ve manevi tazminat açılamayacağı yönündedir. Ancak bu karar da tarafımızca kabul edilemeyecektir. Kişinin maddi ve manevi tazminat hakkını sınırlamak hukuk devleti olmanın gerekliliklerine uymamaktadır.


Anayasa mahkemesi de aynı kanaatte olduğundan 2023/43 Esas, 2023/141 Karar sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu madde 253’ün 19.fıkrasının 5.cümlesini “Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;…” Anayasa’ya aykırı bulmuş ve ilgili kısmın iptaline şeklinde hüküm kurmuştur. İşbu maddenin orantılılık alt ilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği kanaatine varılmıştır.


Peki nedir bu ölçülülük ilkesi? Ölçülülük ilkesi, hukuk devletinin olmazsa olmazlarından olup, temel hak ve özgürlükleri koruma mekanizmasının temel taşlarındandır. Kanun koyucunun da hukuk devletini korumak adına kendisine verilen takdir yetkisini kullanırken ölçülülük ilkesi çerçevesinde hareket ederek hakkaniyetli ve temel hak ve özgürlük sınırlarına bağlı hareket etmesi gerekmektedir. Takdir yetkisi, uçsuz bucaksız düşünülmemeli ve orantılı şekilde kullanılmalıdır. 


Hal böyle iken CMK’nın Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilen ilgili maddesinin ölçülülük ilkesi ile bağdaşmadığı görüşündeyiz. Kişinin maddi ve manevi tazminat açma hakkı, mahkemeye erişim  hakkının bir yansıması olup, sınırlandırılması hukuk devleti olmanın getirdiği sorumluluk bilincine de aynı şekilde aykırılık teşkil edecektir. Anayasa Mahkemesi ile aynı görüşte olup ilgili maddenin hak arama hürriyetine ve mahkemeye erişim hakkına açık bir tehdit oluşturduğu kanaatindeyiz. Dolayısıyla ilgili iptal kararının Türk mevzuatı ve Türk hukuku için büyük bir gelişme olduğunu söylemek isabetli olacaktır.